Andon gözlerini bir sabah önceki gibi halat yığınları arasında açtı. Artık her şeyi hatırlıyor ve biliyordu. Hayatını, kişiliğini ve diğer insanları tanıyordu. Ve dün gece ne yaptığını da hatırlıyordu. Hatırlıyordu ve dehşete düşüyordu. Neden yaptığını anlamıyordu. O iki kişiyi öldürmesi için ortada hiçbir neden yoktu. Onları tanımıyordu bile! İstemsiz bir şey olmalıydı. Bunu o yapmış olamazdı. Ama yapmıştı. Kendi elleriyle, daha önce kullanmayı bilmediği rünler ve silahlarla. Bugüne kadar büyüyle veya silahlarla hiç ilişkisi olmamıştı. Onları sadece Kayıp Rıhtıma gelip giden Dares Magit’ler ile Koruyucu’ların anlattıkları hikayelerden duymuştu. Onlara da korkusu yüzünden fazla yaklaşamamıştı. Ama şimdi bu olay? Anlam veremiyordu. Tek düşünebildiği o anda kendinde olmadığıydı.
Ama gerçek aklına dank diye çarptı. O ikisini öldüren oydu. Kendi elleriyle yapmıştı. Ama bunu ona başkası yaptırmıştı. Bundan emindi. Bir şey veya biri onu önceki gece kontrol etmiş ve bunu yapmasını sağlamıştı. “Lanet olsun şu büyücülere” diye mırıldandı yavaşça. Sonra başını kaldırarak etrafına baktı.
Her şey yanmıştı. Kayıp Rıhtımdan ayrılmak üzere olan son gemilere kadar her şey yanmıştı ve Rıhtım gecenin karanlığında kaybolmuştu artık. Kırmızı Ayak’nın yandığını hatırlıyordu. Ama alevlerin bu büyüklüğe ulaşabileceğini düşünmemişti. Gerçi bu halat yığınlarının arasına nasıl geldiğini de hatırlamıyordu. Patlama ile uyanışının arasında bir olay olmuş olmalıydı. Ama hatırlamıyordu. Bu iş onun için gittikçe garipleşiyordu. Ne yapacağını bilmiyor, çocukluğundan beri gidip geldiği Rıhtımın küllerine bakıyordu.
Eve gitmeyi düşündü. Orası sağlam ve güvenli olmalıydı. Alevler oraya ulaşamazdı. Hemen Rıhtımın dışarısında küçük bir kulübeydi aslında. Ev bile sayılmazdı. Yatak ve mutfak hepsi bir göz odanın içine tıka basa doldurulmuştu. Genellikle rıhtımda yatıp kalktığı için evine pek uğramıyordu. Bu yüzden küçük olmasını dert etmiyordu. Ama şimdi rıhtımda kaldığı yerler kül olmuş olmalıydı.
Eve doğru yola koyuldu. Bir yandan da yanmamış binaların gölgesinden ilerliyor ve mümkün olduğunca kimseyle karşılaşmamaya çalışıyordu. Rıhtımda çoğu kişi onu tanırdı. Sürekli gidip gelen Yolcular dışında herkes onu tanırdı. Pek çoğuyla handa kadeh tokuşturmuştu.
Rıhtımdan biraz uzaklaştıktan sonra evini gördü. Sapasağlam duruyordu. Adımlarını hızlandırarak evine doğru ilerledi. Bir an önce yatıp uyumak, biraz olsun bu kargaşadan uzaklaşmak istiyordu. Kapıyı açarak içeri girdi. Her şey normaldi. Yıkanmadan bırakılmış bulaşıklar, düzeltilmemiş yatak ve dışarıdan gelen tuvaletin kokusu. Gömleğini çıkartarak kendini yatağın üzerine attı. her şeyi boşlamak ve uyumak istiyordu.
“Şu evini bir ara temizlesen iyi olacak dostum” dedi bir ses. Aşırı derecede tanıdık bir ses. Başını kaldırarak sesin sahibine baktı. Aegis. Eski arkadaşı. Bir ilizyonist. Ama her zaman kendinin gücü kullandığını ve bir gün Dares Magit olacağını iddia ederdi. Ve ona haber vermeden evine girmek gibi kötü huyları vardı. Andon ile aynı, yirmili, yaşlardaydı. Kahverengi saçları vardı. Genellikle bir alnına bir band takardı ki, saçları gözünün önüne düşmesin. Aynı zamanda kendisine güç verdiğini iddia ederdi. Anlayacağınız, palavralarla dolu bir adamdı. Ama iyi biriydi. Andon’a her zaman zor anlarda yardım etmişti. Bu seferde yardım edeceğini umamazdı. Bu her ikisini de aşan bir durumdu. Ama belki de omuzlarında ki yükü biraz olsun azaltabilirdi.
Tam konuyu açacakken Aegis önce davrandı. “Dün gece seni gördün Andon. Rünleri ve hançerleri bu kadar iyi kullanabildiğini bilmiyordum” dedi yavaşça. Sesi neredeyse heyecanlı hatta umutlu gibiydi. Kafasında bir şeyler tasarlıyor olmalıydı. Yoksa bu konunun bahsini bile açmaz, görmemiş gibi davranırdı. Andon’un o anda tek yapabildiği “Nasıl?” diyebilmekti. Tam bir salak gibi göründüğünü biliyordu ama şaşırmıştı. Çünkü hatırladığı kadarıyla o gece öldürdüğü iki kişi dışında hiç kimseyi görmemişti.
“ Güç’te bir dalgalanma hissettim ve kaynağına gittim. Orada sen vardın. Ve söylemeliyim. Güç ile neredeyse parıldıyordun adamım. Bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Ve o rünleri kullanman falan süperdi. Söyleseydin beraber çalışırdık. Ama anlıyorum gücü kendi amaçların için kullanmak istiyorsun. Çok normal, herkesin en başta amacı budur zaten.” Dedi hızlıca. “Aegis anlamıyorsun. Onları yapan ben değildim. Yani bendim, benim bedenimdi ama…” dedi ve durakladı. “Sanırım o gece biri tarafından kontrol edildim.” Diye bitirdi sessizce.
Aegis şaşırmış gibi görünüyordu. “Kontrol edilip edilmediğini bilmiyorum adamım ama başarılı olmadın. O ikisi hala yaşıyor. Bu sabah ikisini de gördüm.”


