Mayıs, 2009 için arşiv

Syran – Andon 2

Andon gözlerini bir sabah önceki gibi halat yığınları arasında açtı. Artık her şeyi hatırlıyor ve biliyordu. Hayatını, kişiliğini ve diğer insanları tanıyordu. Ve dün gece ne yaptığını da hatırlıyordu. Hatırlıyordu ve dehşete düşüyordu. Neden yaptığını anlamıyordu. O iki kişiyi öldürmesi için ortada hiçbir neden yoktu. Onları tanımıyordu bile! İstemsiz bir şey olmalıydı. Bunu o yapmış olamazdı. Ama yapmıştı. Kendi elleriyle, daha önce kullanmayı bilmediği rünler ve silahlarla. Bugüne kadar büyüyle veya silahlarla hiç ilişkisi olmamıştı. Onları sadece Kayıp Rıhtıma gelip giden Dares Magit’ler ile Koruyucu’ların anlattıkları hikayelerden duymuştu. Onlara da korkusu yüzünden fazla yaklaşamamıştı. Ama şimdi bu olay? Anlam veremiyordu. Tek düşünebildiği o anda kendinde olmadığıydı.

Ama gerçek aklına dank diye çarptı. O ikisini öldüren oydu. Kendi elleriyle yapmıştı. Ama bunu ona başkası yaptırmıştı. Bundan emindi. Bir şey veya biri onu önceki gece kontrol etmiş ve bunu yapmasını sağlamıştı. “Lanet olsun şu büyücülere” diye mırıldandı yavaşça. Sonra başını kaldırarak etrafına baktı.

Her şey yanmıştı. Kayıp Rıhtımdan ayrılmak üzere olan son gemilere kadar her şey yanmıştı ve Rıhtım gecenin karanlığında kaybolmuştu artık. Kırmızı Ayak’nın yandığını hatırlıyordu. Ama alevlerin bu büyüklüğe ulaşabileceğini düşünmemişti. Gerçi bu halat yığınlarının arasına nasıl geldiğini de hatırlamıyordu. Patlama ile uyanışının arasında bir olay olmuş olmalıydı. Ama hatırlamıyordu. Bu iş onun için gittikçe garipleşiyordu. Ne yapacağını bilmiyor, çocukluğundan beri gidip geldiği Rıhtımın küllerine bakıyordu.

Eve gitmeyi düşündü. Orası sağlam ve güvenli olmalıydı. Alevler oraya ulaşamazdı. Hemen Rıhtımın dışarısında küçük bir kulübeydi aslında. Ev bile sayılmazdı. Yatak ve mutfak hepsi bir göz odanın içine tıka basa doldurulmuştu. Genellikle rıhtımda yatıp kalktığı için evine pek uğramıyordu. Bu yüzden küçük olmasını dert etmiyordu. Ama şimdi rıhtımda kaldığı yerler kül olmuş olmalıydı.

Eve doğru yola koyuldu. Bir yandan da yanmamış binaların gölgesinden ilerliyor ve mümkün olduğunca kimseyle karşılaşmamaya çalışıyordu. Rıhtımda çoğu kişi onu tanırdı. Sürekli gidip gelen Yolcular dışında herkes onu tanırdı. Pek çoğuyla handa kadeh tokuşturmuştu.

Rıhtımdan biraz uzaklaştıktan sonra evini gördü. Sapasağlam duruyordu. Adımlarını hızlandırarak evine doğru ilerledi. Bir an önce yatıp uyumak, biraz olsun bu kargaşadan uzaklaşmak istiyordu. Kapıyı açarak içeri girdi. Her şey normaldi. Yıkanmadan bırakılmış bulaşıklar, düzeltilmemiş yatak ve dışarıdan gelen tuvaletin kokusu. Gömleğini çıkartarak kendini yatağın üzerine attı. her şeyi boşlamak ve uyumak istiyordu.

“Şu evini bir ara temizlesen iyi olacak dostum” dedi bir ses. Aşırı derecede tanıdık bir ses. Başını kaldırarak sesin sahibine baktı. Aegis. Eski arkadaşı. Bir ilizyonist. Ama her zaman kendinin gücü kullandığını ve bir gün Dares Magit olacağını iddia ederdi. Ve ona haber vermeden evine girmek gibi kötü huyları vardı. Andon ile aynı, yirmili, yaşlardaydı. Kahverengi saçları vardı. Genellikle bir alnına bir band takardı ki, saçları gözünün önüne düşmesin. Aynı zamanda kendisine güç verdiğini iddia ederdi. Anlayacağınız, palavralarla dolu bir adamdı. Ama iyi biriydi. Andon’a her zaman zor anlarda yardım etmişti. Bu seferde yardım edeceğini umamazdı. Bu her ikisini de aşan bir durumdu. Ama belki de omuzlarında ki yükü biraz olsun azaltabilirdi.

Tam konuyu açacakken Aegis önce davrandı. “Dün gece seni gördün Andon. Rünleri ve hançerleri bu kadar iyi kullanabildiğini bilmiyordum” dedi yavaşça. Sesi neredeyse heyecanlı hatta umutlu gibiydi. Kafasında bir şeyler tasarlıyor olmalıydı. Yoksa bu konunun bahsini bile açmaz, görmemiş gibi davranırdı. Andon’un o anda tek yapabildiği “Nasıl?” diyebilmekti. Tam bir salak gibi göründüğünü biliyordu ama şaşırmıştı. Çünkü hatırladığı kadarıyla o gece öldürdüğü iki kişi dışında hiç kimseyi görmemişti.

“ Güç’te bir dalgalanma hissettim ve kaynağına gittim. Orada sen vardın. Ve söylemeliyim. Güç ile neredeyse parıldıyordun adamım. Bu kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Ve o rünleri kullanman falan süperdi. Söyleseydin beraber çalışırdık. Ama anlıyorum gücü kendi amaçların için kullanmak istiyorsun. Çok normal, herkesin en başta amacı budur zaten.” Dedi hızlıca. “Aegis anlamıyorsun. Onları yapan ben değildim. Yani bendim, benim bedenimdi ama…” dedi ve durakladı. “Sanırım o gece biri tarafından kontrol edildim.” Diye bitirdi sessizce.

Aegis şaşırmış gibi görünüyordu. “Kontrol edilip edilmediğini bilmiyorum adamım ama başarılı olmadın. O ikisi hala yaşıyor. Bu sabah ikisini de gördüm.”

Syran – Andon

Rıhtımda yürüyen Andon en sonunda durarak pelerinin içerisinden hançerini çıkardı. Gecenin karanlığında parlamamasına özen göstererek, rıhtımda ki “Kırmızı Ayak” adlı hanın çatısına tırmanmak için hanın çevresinde dolandı. En sonunda şark tarafında üst üste konulmuş şarap şişelerinin üzerine basarak bakımsız hanın çatısına çıkmayı başardı. Kuş pisliklerine basmadan çatıda sakince ilerledi. Mümkün olduğunca ses çıkarmamaya çalışıyor, bir yandan da kafasında yaptığı planı yineliyordu.

Bu kayıp rıhtıma neden geldiğini hatırlamıyordu ama ne yapması gerektiğini biliyordu. Geçmişine dair hiçbir şey yoktu belleğinde. Sadece şu an ve birkaç saat öncesi vardı. Kendini gemi halatlarının arasında bulmuştu bir anda. Üzerinde hatırlamadığı giysiler ve hatırlamadığı silahlar vardı. Hatta bazı silahlar vardı ki nasıl kullanıldığını bile bilmiyordu. Eh, doğaçlama yapması gerekecekti. Ama işi oraya getirmemeye kararlıydı. Ne yapması gerektiğini biliyor, zaten başka bir şey de bilmiyordu.

Kendine geldiğinde kafasında bu plan vardı. İyice ayıldığında hemen uygulamaya başlamıştı. Kendini bundan alıkoyamıyordu. Başak bir şey düşünemiyor, yaptığı, en azından kendisinin yaptığına inandığı, planı sorgulayamıyordu bile. O anda tek düşündüğü lanet planını gerçekleştirmekti. Neden bilmiyordu ama sanki bunu yapmak onu Ulu’ların yanına yaklaştıracaktı.

Böyle düşünmek onu şaşırtmıştı. Ulu’ları hatırlıyordu. Demek ki belleğini tamamen kaybetmemişti. Bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyordu. Ama gerisini getiremiyordu. Anlam veremiyordu. Kafasında planı tekrar tekrar canlandırabiliyordu sadece. Her şeyin yolunda gitmesini umuyordu. Bunu büyük bir amaç için yapıyordu ama amacı hatırlamıyordu, beklide bilmiyordu bile.

Yaptığı lanet planı kafasında canlandırmaktayken, Kırmızı Ayak’ın kapısı açıldı ve içeriden gelen duman ve kahkahalar rıhtıma yayıldı. Bu Kayıp Rıhtımda “yolcuların” memnuniyetle karşılandığı tek yerdi belki de.

Açılan kapıdan iki adam çıktı. Bir tanesi Andon boylarında, sarı saçlı güzelce bir kadındı. Diğeri ise Andon’dan bir baş kadar uzun, siyah saçlı, karanlık görünüşlü bir adamdı. Siyah cübbesi ve deri çizmeleri vardı. Kadın ile pek samimi görünmüyorlardı. Adam eli gece siyahı cübbesinin içerisinde kadına başıyla işaret etti ve yola koyuldular. Kadın adamı tanıyormuş gibi görünmüyordu ama kendi rızası dışında götürülüyormuş izlenimi de vermiyordu. Belki de bu köyün genel evinden gelen bir muhabbet tellalı ve işçisi. Bunun doğru olmadığını biliyor, hissediyordu. Adamda farklı bir şey vardı. Aurası bir başkaydı. Farklıydı. Daha da önemlisi Andon’un planının son noktasıydı.

Elinde ki hançeri kemerine takıp, belinde ki çantadan bir kağıt parçası ve fırlatmaya daha uygun bir hançer çıkardı. Kağıdın üzerinde anlam veremediği bazı yazılar vardı. Ona resim gibi geliyordu ama anladığı kadarıyla bir çeşit ründü. Bu konularda fazla bilgisi yoktu. Ama her nasılsa bunu nasıl kullanacağını biliyordu. Kağıt parçasını hançere sararak, bunun için özel olarak hançere iliştirilmiş gizli bir kancayla kağıdı hançere tutturdu.

Artık tek yapması gereken kullanmaktı. Rün kağıdı sarılmış hançeri sıkıca tutarak adama doğru fırlattı. Hançer havada ıslık çalarak adamın ense köküne saplandı. Sonrada sanki adam buharlaşmış gibi cübbesi boş bir şekilde yere düştü. Andon sessizce yere atlayarak kısa kılıcını çekti. Diğer elinde de başka bir rün vardı. Yerde duran içi boş cübbeye doğru ilerledi. Kadında bir o kadar şaşırmış görünüyordu. Andon cübbenin yanına gittiğinde boş olduğunu gördü. Ve sadece cübbe vardı, karanlık adamın diğer giysileri yoktu. Kadına adamı sorarcasına baktıktan sonra, yumruk büyüklüğünde bir şey yanağının yanından kadının omzunda patladı. Bunun ufakça bir alev topu olduğunu düşündü. Lanet herif gücü kullanıyordu. Ve eğer büyük sanata hakimse alevli silahları da olabilirdi. Bir an önce bu işi bitirmek en iyisiydi.

Ani bir hareketle kadının yanına gitti ve kadının arkasına siper aldı. Kadına veya adama fark ettirmeden elindeki rünü kadının bembeyaz elbisesine yapıştırdı. Kağıt bir saniyelik hafifçe parladıktan sonra kayboldu ve sadece beyaz giysinin üzerinde ki gri, ama çok belirgin olmayan yazılar kaldı. Sanki kadının giysisi kağıdı emmiş, mürekkebi dışarıda bırakmıştı. Ama Andon böyle olması gerektiği zaten biliyordu.

Adamın ona ve arkasında durduğu sarı saçlı kadına doğru sakince ve yavaş adımlarla yürüdüğünü fark ettiğinde geriye doğru sıçrayarak Kayıp Rıhtım’ın derinliklerine karıştı. Adamın rünü fark etmeyeceğini umarak onları görebileceği bir yere sindi. Kendisini takip etmeyeceklerini sanıyordu. Adam o tipte biri değildi. En azından öyle umuyordu.

Adamın kadının omzuna dokunduğunu gördü. Eğer rün işe yararsa o iki ahmaktan geriye hiçbir şey kalmayacaktı. O sırada beklemediği bir şey oldu. İlk attığı ve rün sarılmış hançerin patlamadığını unutmuştu. Kadına taktığı rün ile aynı anda patladı ve ikisinin şiddeti hanın yarısını yok etmeye yetti.

Alevler içerisinde ki Kayıp Rıhtım’da saklanacak yer aramak için kaçarken arkasına baktığında kadının ve adamın durduğu yerde siyah bir is tabakası olduğunu gördü.

End of the World, Dünya’nın sonu

İsim : End of the World, Dünya’nın sonu.

Kategori : OAV

Tür : Tuhaf, Fantastik, Macera

Bölüm : 03

Yıl : 2002

Dil : Japonca

Altyazı : Türkçe

Video’yu online izlemek için; [ Tıkla! ]

Not: End of the World, Grasshoppa! derlemesinde yer alan dört kısa anime çalışmasından birisidir. Kısa filmin toplam süresi yaklaşık 10 dakikadır. Ve bu Gerçektende gariptir. Büyük ihtimalle hiç bir şey anlaşılmayacak ama nedense hoşuma giden ova’lardan bir tanesi.

Perfect Blue

Perfect Blue

Tür: Korku, Şiddet, Müzik

Yıl: 1998

Süre: 77 dk

Dil: Japonca

Upload: Abhimanyu

Perfect Blue – İzle

The Legend Of Black Heaven

Evet arkadaşlar birkaç ay önce Animetrik fansub ile sözünü verdiğim proje. Ama müzik kısımları ve encode’da bazı problemler yaşadığımızdan ilk bölümü bile yayınlayamamıştık. Ama bilindiği üzere Animetrik Fansub kapandı. Böylece bende Black Heaven’ı çevirmeye karar verdim. Ama bunu kendi başıma yaparsam, altyazılar ve fansub bulunmayacak, kimse ulaşamayacaktı. Bu yüzden populer anime sitelerinden birinin adı altında yayınlayacağım. Buda süpriz olsun artık yayınlanınca açıklarım. Ama bilin ki yakın bir zamanda, Black Heaven izleyebileceksiniz :D. Buda böyle kısa bir güncellemeydi. Blog’u hem kişisel, hemde fansub şeysi olarak kullanınca böyle oluyor işte :D

Sonraki Sayfa »


Twitle

  • off çok hastayım çook 2 days ago
  • Geçen gün encümen azasının biri gidiyormuş... 2 weeks ago
  • Supernatural bayağı güzel bir diziymiş keşke daha önce başlasaymışım. 2 weeks ago
  • Guitar hero oynamaktan sol elim kopup düşecek herhalde. Şu anda oynatamıyorum resmen. 3 weeks ago
  • kendime not: okuldan çık eve gel, yemek ye, evden çık derhaneye git, dershaneden çık eve 10:30'da gel. sonra n'aparsan yap... 3 weeks ago

Kategoriler